İchi go ichi e

Bir karşılaşma bir şans… Japonların dört heceli özdeyişleri meşhurdur. Başlıkta gördüğünüz özdeyiş ise ilk akla gelenlerdendir ve Japon kültürünün çok önemli bir mücevheridir. Bir + fırsat + bir + hayat kelimelerinden oluşur. İnsanların karşılaşmalarının biricik ve tekrarlanmayan olaylar olduklarını anlatır. Karşımızda iki insan sanki bir daha bir araya gelemeyeceklermiş gibi bir durum ya da bunun…

Ben bir Fil’im

Mesnevideki öyküyü duymayan kalmamıştır. Hintliler bir fili karanlık bir ahırda insanlara göstermek isterler de, her biri iyi göremediği fili eliyle yoklayıp kâh kuyruğunu tutup dala, kâh bacağına sarılıp ağaca benzetirler. Ben bu öykünün “körlü” şeklini de okumuştum. Mevlâna bu öyküde “Parçayı gören bütünü göremez” fikrini aktarmak ister. Yazımızın sonunda bu öykünün bizi ilgilendiren ilk bölümünü bulabilirsiniz.…

Almak, vermek ve iyilik üzerine

Gök istediği kadar gürüldesin, bulutlar damla damla yeryüzüne inip de toprakla buluşmadıkça yağmur gerçekleşmez. Gözden kaçsa da, yağmur göğün olduğu kadar yerin de işidir. Bir taraf almaya, ağırlamaya hazır ve gönüllü değilse, “Susadım, yağ artık!” demedikçe, elindekini vermek, yağmur olup yağmak ne mümkün. Geçen gün 19 Mayıs yürüyüşleri nedeniyle yollar kapatılmıştı. İstemeden ve plansızlıkla, kendimi…

Kutsal Ruh

Bu belki de yazdığım en kişisel, en öznel-subjektif yazı. İçerdiği hiç bir şeyin doğruluğunu kanıtlayamam. Amacım da bir şey kanıtlamak değil. Bir deneyim aktarmak, ortaya koymak istedim sadece. Bunu neden kendime saklamadığım sorusunun yanıtını vermek ise çok zor. Bilmiyorum. Belki de, benzer deneyime sahip kişilere bir göz kırpmak istedim. Belki de bu paylaşım da deneyimin…

Işıktan ipler

Sizlere başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Bu hikayede yer alan ve bugün bazıları aramızda olmayan kişilerin gerçek kimliklerini, üzerlerinde bir yargı, haksız bir etiketleme oluşmasını engellemek için saklamayı tercih ettim. Kaldı ki bu hikayedeki kişilerin tümü olaylar boyunca bir dönüşümden geçmişlerdir. Yaşamlarımızın bazı bölümlerinin anlatılacak kıvama gelmesi için düğümlerin çözülmesi, açık parantezlerin kapanması gerekir.…

Neredeler?

   Çalışma odamdaydım. O zaman beş yaşındaki küçük bilgem yanıma geldi ve bir hafta önce ölen dedesinin ilaç kutularını gördü. Birini eline alarak “Bu kimin?” diye sordu. Yanıtı bildiğinden emindim. Konuşmak, beni konuşturmak istemişti.“Dedenin… Ama artık bunlara ihtiyacı yok” dedim.  “Artık ihtiyacı yok, çünkü iyileşti…” dedi.  Bunu beklemiyordum. “Evet” dedim, “İyileşti. Hastalıklar ve acılar sadece vücudumuzda…

Ağaçlar büyürken bazılarımız güdük kalır…

Aldığımız kiloları, ağır işiten kulaklarımızı, unutkanlığımızı, asabi hallerimizi hatırlatanlara kızıyoruz. Mükemmeliz ya hani. Ama bunlara kızar ve kulak tıkarsak dostlar nasıl acı söyleyecekler? Birbirimize sesimizi yükseltip kabalığı normalleştirirken, “Bence senin profesyonel desteğe ihtiyacın var” diyene “Esas sensin deli!” ile saydırıyoruz. Bununla birlikte aynı dostumuz farz-ı mahal “Bence sen namaza başla” dese “Esas sensin günahkar” falan…