Mucizeler ve İmkansız Şeyler

Mucizelere inanır mısınız? Yanıtınız ister evet olsun, ister hayır, inanmanız ya da inanmamanız başınıza bir mucize gelmediğindendir. Mucize aslında imkânsızlığına emin olduğunuz bir olayın gerçekleşmesidir. Paradoksal bir durum öyle değil mi? Söz konusu şey özünde imkansız bir olay ve bu bir gün gerçekleşiyor. Neredeyse böyle bir cümle kurmaya dahi hakkınız yok. Olay o derece imkansız.…

Tanrının Empatisi

   Bir süredir her sabah viyaklayan tatlı bir kız bebeği kucağıma alıp pışpışlıyorum. Bazen uslu uslu bazen de ağlayarak uyanmasına rağmen beni görür görmez gülümsüyor. Sanırım onun sabah güneşiyim. Kucağıma aldığımdaysa güven ve keyifle gevşeyip gözleriyle bana şunları söyler : “Ben şu an bir bebek olarak bütün insanların ve bir kız olarak da bütün kadınların…

Ruhsal Portre Sanatı

Bu resimde renk yok, kirpikler, al yanaklar, göz rengi de yok. Hatta resim eksik ve kusurlu aslında. Peki nasıl oluyor da, buradaki “kişiye” sempati duyuyor ve belki de onun tarafından çekiliyoruz. İki çizgiyle aşka düşmek nasıl mümkün oluyor? Resimdeki kişi hakkında neler anlatabiliriz? Milleti, mesleği, sosyal sınıfı, ruh hali… Bu düşüncelerimiz nereden gelmektedir?Ressamın bir kaç…

Vişne Bozumu

Vişne mevsimindeyiz. Ben de yarım sokağa sığmış Kuzguncuk pazarından bir kilo vişne aldım. Bu yazıyı yazarken de masamda bir tabak vişne var. Ağzımda da hafif ekşi bir tat. Bu tat kulaklarıma ve omuzlarıma kadar yayılmış durumda. Çocukken arka bahçemizde iki katlı evimizden de yüksek bir vişne ağacımız vardı. O kadar verimliydi ki kendimiz toplayamaz bir…

Cam gibidir insan…

Cam gibidir insan. Göremesek de bazen, oradadır. Eski evlerde her gün kurulması gereken mekanik saatler vardı. Böyle bir eve misafir olup da salona girdiğimizde, ilk önce zamanın sesine nasıl dayanacağımızı bilemesek de, kalp ritmimizi bozacak denli rahatsızlık veren bu ses dakikalar sonra unutuluverir, duyulmaz olurdu. Beynimiz o çok önemsediğimiz iyi ya da kötü şeyleri kanıksar,…

Yalnızlık

Bir “yalnızlık” var, bir de “yapayalnızlık” Yalnızlık, ingilizcedeki “solitude”… Aslında iyi ya da kötü bir durum değil. Kendinizi dinleme, bir an durma, içselleşme, dua etme, dinlenme ve kendinizle ilgili çalışmalarınıza odaklanma fırsatı bu. Bu tür faydalı yalnızlık fırsatı günlük hayatta pek karşımıza çıkmıyor. “Yapayalnızlık” ise ingilizcede “lonileness”… İşte bu kötü. Yapayalnızlık korkusundan yalnızlıklarımızı yok ediyor…

Martı

Martı her gece rüyasında bir rüzgar görüyordu. Bütün martıların hayal edebileceği en muhteşem rüzgarı. Yeni hasat edilmiş tarlaların üzerinde dolanan sıcak bir esintiydi bu. Hızlı değil güçlüydü. Haziranda batan güneşin ısıttığı ekinlerin kokusunu taşırdı bulutlara. Rüyasında tüm gövdesini saran bu anaç rüzgarın onu çaba harcamaksızın göklere taşıdığını görür, yüreğinin yükseldiğini hissederdi. Tek arzusu bunu uyanıkken…

Savaşçılar ve Barışçılar

Bir “Savaşçı” akımı almış başını gidiyor. Warrior, Işık Savaşçısı, Asker, Avcı ve daha nicesi farkında olmadan karıştırılan, anlamından boşaltılarak kullanılan ifadeler. Kimi zaman içlerine erkekliği, salt eril özellikleri, maçoluğu, saldırganlığı ve hatta katilliği bile sokanlar var. Farkında olmadan elbette… Bu yazımızın amacı bir yandan bu kitlenin farkındalığını arttırmak, öte yandan da “ötekileştirdikleri” kitleyi bu tip sahte…

Her şey bir ağacı sevmekle başlar

Derler ki bir adam Mevlana’dan kendisine Allah sevgisini öğretmesini istemiş. Üstad adama “Hiç sen şimdiye kadar bir insanı sevdin mi?” diye sormuş. Hayır yanıtını alınca da: “Sen git önce bir insan sev” tavsiyesini vermiş. Bugün en yüce olana giden yolu aydınlatan insan sevgisinin de unutulduğunu gördükçe “İnsanlar yollarını kaybettiler. İnsandan başka sevginin öğrenileceği bir başka…

Tanrı olmak ya da olmamak

Haydi itiraf edelim : inancımız ne olursa olsun içten içe Tanrı ya da İlah olmak isteriz. Bir şekilde yaşamı garanti altına almaya, ölümü yenmeye, güçlü olmaya, kendimizden pek emin olmasak da doğrularımızı başkalarına dayatmaya çalışırız. Bir dine inananlar bile Tanrı’nın temsilcisi olmaya çalışırken bir de bakmışsınız onun adına insanlara hükmetmeye, Tanrıcılık oynamaya kalkışmışlar. Haydi itiraf…

Sessiz Şarkı

Sonbahar gelip güneş saklanmaya başladığında bütün canlılar kışa hazırlanırlar. Sadece insanlar düşüncelerinin esiri olup içteki bu hazırlığa direnmeye çalışırlar. Oysa bedenimizde ve ruhumuzda da dıştaki mevsimlerin birer yansıması vardır. Peşinden koştuğu hayallerin bu mevsim gerçekleşmeyeceğini kabullenmek yerine hayallerine gömülenler mevsimsel depresyon yaşarlar. Buna en çok da içsel hayatın zenginleşeceği kış mevsimine girerken rastlarız. Denize girip,…

Saraya dönmek

Hayır, hayır, size son zamanlarda despotluğun simgesi olan bir saraydan bahsetmeyeceğiz. Anlatacağımız saray sizin sarayınız. Bugün unutmuş olsanız dahi, bir zamanlar içinde büyüdüğünüz bir saray vardı. Kalın duvarları sizi korur ve çirkinliklerle dolu bir dünyadan ayırırdı. Tavanı yıldızlarla kaplı, kendi başına bir evrendi bu sıcak yuva. Büyüklüğü metrekareyle değil, ışık, hayret ve coşku veren bir…

Dua (Alexis Carrel)

(Nahid Tendar’ın çevirisinden günümüz türkçesine Suavi Kendiroğlu tarafından uyarlanmıştır) Kaynak: “Dua”, Alexis Carrel, Amerikan Bord Neşriyat Dairesi, İstanbul 1947. Orijinal eser fransızca olup 1944’te basılmıştır. Giriş Biz Batılılara, akıl sezgiden daha üstün gelir. Aklı duygulara tercih ederiz. Bilim parlamakta, din sönmektedir. Descartes’i takip ediyor, Pascal’ı bırakıyoruz. Öyle ki, önce zekâmızı geliştirmeye bakıyoruz. Ahlâk kavramı, güzel kavramı…

Tanrının Empatisi

Bir süredir her sabah viyaklayan tatlı bir kız bebeği kucağıma alıp pışpışlıyorum. Bazen uslu uslu bazen de ağlayarak uyanmasına rağmen beni görür görmez gülümsüyor. Sanırım onun sabah güneşiyim. Kucağıma aldığımdaysa güven ve keyifle gevşeyip gözleriyle bana şunları söyler : “Ben şu an bir bebek olarak bütün insanların ve bir kız olarak da bütün kadınların matrisiyim.…

Dişlerimi “maço” bir şekilde fırçalamayı nasıl bıraktım?

Yeni dişçim ağzıma şöyle bir baktı ve “Dişlerini nasıl fırçalarsın?” diye sordu. Bu soru beni hiç şaşırtmadı. Çünkü daha önceki dişçilerim de ilk muayenede bunu sormuşlardı. Bu işlemi hangi sıklıkla, nasıl bir fırçayla ve hangi hareketlerle yapıyordum. Deontoloji ya da mesleki etik bunu gerektiriyordu. Hastayı hastalıktan korumayı. Yurtdışındaki bir diş hekimi bu sorunun yanıtını bana…

Özlem ve Özlemek…

Özlem. Bu kelimenin yabancı dillere çevirisini bulamamak beni şaşırtmaktan da öte, sarsmıştı. Başka bir dildeki kelimeleri bire bir karşılayan sözcüklerimiz olmasa da, cümlelere bakarak anlamları hakkında bir fikir edinebiliriz. Ancak iyi bildiğimiz bir kavramı yabancılara anlatamamak hissi bu defa bana daha boğucu gelmişti. Kelime sayısı ingilizce gibi bir dilden çok daha az olan türkçemizde aslında…

Bir insanın yaşamı…

Bilgelik yeryüzüne “bir insanın yaşamı” şeklinde iner ve o bedenen öldükten sonra da yeryüzünde “insanlık” denilen ruhta ve grupta yaşamaya devam eder. O yüzden bilgeler, peygamberler, liderler gibi insanlığı ileri götürmüş, tekâmül ettirmiş “kilometre taşı” kişiler bedenen ölseler de, “mânâ”ları yani gerçek varlıkları, varoluş tarzları, edep, düşünüş ve yöntemleri hep buradadır. “Burada” derken, onlarla bir…

Hayal Kırıkları

Önce şu “olgun” analizi yaparız : “Bu kişileri çok sevdiğim için, onlara ruhen çok yakın olduğum için çifteleri şiddetli oluyor. Kırgınlığımın derecesi onlarla olan sevgi bağımın ispatıdır. Bu karşılıklı bağa güvenmeliyim. Biz bağlıyız. Her şey yolunda gidecek.” Yanlış bir analizdir bu. Her şeyin, sevgi gibi görünen bu teslimiyet bağının da bir “dayanma” sınırı var. Türü…

Meraklısına gariplikler (1)

Meraklısına Gariplikler (1) Sizlere karşıma çıkan bazı gariplikleri anlatmak istiyorum. Bunlara okuduğum kitaplarda ve tanıdığım insanların hayatlarında rastladım ya da bizzat yaşadım. Hepimiz yolumuzu aydınlatacak doğruların peşindeyiz. En azından meraklıyız. Bu somut olguları dikkate almadan, bir sonuç çıkarmaya çalışmadan yola devam etmek bir sorumsuzluk olur. Başlıyorum. İlk öyküm, yazar Morgan Robertson’un kaleme aldığı bir romanla…

Doğmamış kızıma mektup…

Merhaba, Henüz bir adın bile yok. Oysa bir gün bile değil, bir kaç saat sonra doğacaksın. Pek çok şeyden haberin yok henüz. Ne zaman doğacağını biz biliyoruz. Sen bilmiyorsun. Bir adın bile yok henüz. Bu konuda annenle ben pek bir rahatız. Kimse isimsiz kalmaz hayatta. En uygun isim gelip seni bulacak her nasılsa ve insanlar…